
Uzun süredir arayıp da bulamadığım, artık yapılabileceğine de inanmadığım güzel bir Tolkien uyarlamasına kısa süre önce denk gelmenin sevinciyle bu yazıyı kaleme almak istedim. Üstelik bu Tolkien uyarlaması, Tolkien’e ait bir eser değil. Hatta eserin müellifleri Legendarium ile bir ilişki kurmayı amaçlamışlar mı ondan da emin değilim. Bu yüzden Tolkien uyarlaması yerine, Tolkienesk eser ifadesini kullansam daha yerinde olur. Bahsettiğim iş, 2020 yılında mangası, 2023 yılında ise animesi başlayan “Frieren: Beyond Journey’s End” isimli yapım. Peki farklı bir hikayesi ve modern zamanların işi olan Frieren neden bütün Tolkien uyarlamalarından daha Tolkienesk bir yapım ve bunu nasıl başardı?
Yazıya başlamadan önce minik bir hatırlatma: Bu yazı, söz konusu diziye henüz başlamamış olanlar için sürpriz bozmayan bir inceleme olacak. Ama bir yerlerde buna uyamayacağımı düşünürsem sizler için mutlaka not düşeceğim.
Tolkienesk temalar deyince aklınıza ilk neler geliyor? Joseph Campbell’in “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” kitabında bahsettiği kahramanın yolculuğu teması ana kabuğu oluştursa da bana göre Tolkien’in en iyi işlediği temalar: ölüm ve zaman. Bunlara ek olarak irfan, dostluk, yiğitlik, sade olanın derinliği, doğanın öyküdeki yeri gibi önemli konuları da Tolkien eserlerinde sıkça görebilirsiniz. Peki neden insana bu kadar anlamlı gelecek temaları, Tolkien’in anlattığı gibi anlatan yapımları ya da kitapları bulmakta bu kadar zorlanıyoruz? Bana kalırsa bunun cevabı; insanın böyle bir öyküyü sabırla sindirmesi gerekliliği yüzünden. Modern zamanların insanı, böyle temaların yerli yerinde işlendiği bir yapımı muhtemelen “ağır”, “sıkıcı”, ya da “fazla sade” bulacaktı. Bu yüzden de günümüzün yegâne başarı ölçütü olan “çok izlenirlik” testini geçemeyecekti.

Lord of The Rings üçlemesi sinemada gösterildiği dönemde sadece günümüzün politik filtrelerinin uzağında olmakla kalmadı. Aynı zamanda bu üçleme, bugüne nazaran daha sabırlı bir izleyici kitlesinin olduğu ve hızlı tüketimin o kadar da yaygın olmadığı bir dönemin ürünüydü. Bence bu nedenle nispeten bahsettiğimiz temaların bir kısmını başarıyla yansıttı. Lord of The Rings’i ilk kez izlediğimde 11 yaşındaydım ve ondan sonrasında benim için hayatımın her dönemine etki edecek kadar anlamlı bir yapımdı. Bugün hâlâ aynı keyifle izlesem de en önemli iki Tolkienesk tema olan “ölüm ve zaman” temalarının yeterince iyi işlenmediğini, “irfan” temasının ise sadece Gandalf üzerinden verilmesinin yeterli olmadığını düşünüyorum. Diğer uyarlamaları, sevenleri kızmasın, ele almaya değer bile görmüyorum. O yüzden gelin bu temaların iyi bir şekilde işlendiğini düşündüğüm Frieren neyi doğru yaptı da “En iyi Tolkienesk yapım” dememe sebep oldu ve geniş kitlelerce beğenildi, bunları anlamaya çalışalım.
Frieren: Beyond Journey’s End, adından da anlaşılacağı üzere, bitmiş bir yolculuğun sonrasından başlıyor hikâyeye. Kahramanlar ekibi olarak bilinen öncü Himmel, büyücü Frieren, rahip Heiter, ve savaşçı Eisen’in birlikte “baş düşman” Şeytan Kral’ı yenmelerinin ardından ülkelerine geri dönmeleri sonrasında yaşanan olayları konu ediniyor. Büyücü Frieren bir elf ve bini aşkın yıldır hayatta. Kahramanlar ekibinin yanından ayrılıp tek başına en büyük tutkusu olan “büyü arama” işine geri döndükten sonra başından geçen bazı olaylar ve yaşadığı büyük bir pişmanlık sonrasında karakterimiz bir dönüşüm geçiriyor ve artık yeni bir ekiple, yeni bir yolculuğa, bu kez “insanları daha iyi tanıma” motivasyonu ile başlıyor. Hikâyemiz, Frieren ve yeni ekibinin yolculuğunu anlatırken, aynı zamanda Frieren’in geçmişine ve bugününe de tanık olmamızı sağlıyor. Bazen ona büyüyü öğreten hocası efsanevi Flamme’yi hatırlamak için bin yıl geriye, bazen de Himmel ve kahramanlar ekibinin yolculuğunu hatırlamak için seksen yıl geriye gidiyoruz. Sakin, sıcak, anlamlı bir masal sunuyor bize Frieren.
Bu yapımı bu kadar Tolkienesk yapan şey, bana göre Elf Frieren’i işleyiş biçimleri. Onun neredeyse sonsuz bir yaşama sahip olması, zamanı ve çevresindeki her şeyi farklı algılamasına neden oluyor. İnsanların duygularını ve davranışlarını çoğu zaman anlamakta zorlanıyor; özellikle de insanların bu kadar kısa bir ömre bu denli anlam katabilmelerini. Ancak zamanla, kendisi için de anlamlı olanın bazen o uzun ömrünün kısacık bir anında ortaya çıktığını hayretle keşfediyor. Öğrencisi ve yol arkadaşı olan, aynı zamanda bir insan olan Fern ile aralarındaki dinamik, bu zaman ikilemini başarıyla yansıtıyor. Yolculukları boyunca, ölümlü insanların nasıl zamana meydan okuyup onu aşabildiğini anlamaya çalışıyoruz. Tolkien’in ölümlülüğü “Iluvatar’ın bir hediyesi” olarak tarif etmesindeki güzelliği zaten görürdüm, ancak Frieren bana bunun gerçek anlamını hissettirmeyi başardı. Sanırım beni bu yapıma en çok bağlayan şey de bu oldu..

Modern “gri karakter anlatımı” klişesinin çok ötesinde, gerçekten kusurlu olan ama bilgece davranan karakterleri, yiğitliğin gerçek bir erdem olduğunun ispatı Himmel’i, naif ve heyecanlı genç yol arkadaşları ile yüzünüzde sürekli bir gülümseme ile izletiyor Frieren kendini. Bir üzüm ekşitme büyüsü, bir saç tokası, koca bir hamburger, bavulda bekleyen bir aynalı nilüfer yüzüğü, bazen sadece basit bir gün doğumu… Oldukça basit ve önemsiz gibi görünen şeylerin taşıdığı derin anlamları anlatmaktaki becerisiyle Frieren, biz izleyenleri insan doğasını anlamak üzere keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Küçük detaylarda derin hikâyeler bulmamızı sağlıyor.
(Sürpriz bozan bir şey olabilir bu paragrafta) Bu dizide kahramanın gerçek doğası, toplumdaki gerçek öyküyü efsaneleştirme tutkusu da beni etkileyen konulardan birisi oldu. Favori karakterlerimden Keşiş Kraft mesela, binlerce yıl öncesinin kahramanı bir elf ve bugün onu ve yaptıklarını hatırlayan başka bir türdaşı dahi yok. Onunla karşılaştığımız bölüm ve Kılıç Köyü bölümü, klasik bir masalın işleyebileceğinden çok daha güçlü ve yenilikçi fikirleri işliyor.
Aynı zamanda “Saf kötü ve saf iyi karakterler izleyiciyi artık etkilemiyor” düşüncesini boşa çıkartan çok güzel işlenmiş ve saf kötülüğün anlamını verebilmiş “Şeytanlar”ın da olduğu bir yapım izliyoruz. Bir kötü karakter nasıl bağışlanamaz, kurtarılamaz derecede kötü olur? Üstelik tüm bunlara rağmen nasıl derin ve etkileyici ele alınabilir? Frieren bize bu soruların yanıtını da ustaca sunuyor.
Son olarak Evan Call’in anime için yaptığı müziklerin de izleyici üzerindeki etkisi, bu yapımın kendi Howard Shore’una sahip olduğunu gösterir nitelikte.

Bu hikâyeyi Tolkien yazmasa da sanki Orta Dünya’da bilmediğimiz bir tarihte, bilmediğimiz bir coğrafyada geçen bir öykü izliyormuş hissini aldığım ve bu devirde böyle bir işle karşılaştığım için oldukça mutlu olduğum bir eser oldu Frieren. Arada genel izleyiciyi de düşünerek macera dozunu artırıp durağan havasından çıkan ama genel tempoyu ustalıkla koruyan ve çizgisini bozmadan devam etmesini çokça dilediğim bir iş. Her Tolkien severe gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum ve yazımı Frieren’den sevdiğim repliklerden birkaçı ile sonlandırıyorum.
– “Ben onu sadece on yıldır tanıyordum.’’
– “Yaşamak için elinden geleni yapan hiçbir insan yok olup gitmek istemez.’’
– “Bunca yolu katetmemi sağlayan şey korkuydu.’’
– “Bu kadar uzun bir hayat sürmemizin bir amacı olmalı.’’
– “Gelecek nesiller kahramanları hep yüceltir, ta ki gerçek doğaları kaybolana kadar.’’
Yazar: Elif Üsküplü